19 Nisan 2010 Pazartesi

İrrasyonel Düşünmek


Pelin 3 yaşındayken ve doğal olarak bir yetişkin kadar koordine hareket edemezken, salondaki halının köşesine takılır ve düşerken sehpaya çarparak pahalı bir tabağı kırar. Annesi Pelin'e döner ve bağırır:"Dikkat etsene, beceriksiz!". Ardından yıllar içinde başına gelen bir kaç benzer ve tamamen tesadüfi olayın sonunda aile içinde Pelin'in lakabı "sakar" olmuştur. Zaten Pelin de durumu kanıksamış, sakarlığın bir kişilik özelliği olduğuna karar vermiş, insanlara kendini tanıtırken bu sıfatı da araya sokuşturur olmuştur. Sakarlık ilk bakışta çok da negatif bir anlam içermiyormuş gibi görünebilir. Oysa en temelde belli bir eylemi diğer insanlarla aynı doğrulukta yapamıyor olmak, diğerlerinden farklı ve temelde beceriksiz olmak anlamına gelir. Çoğumuz başkaları tarafından bize söylenmiş ve bizim de kabullendiğimiz böyle etiketlerle yaşarız.

Beceriksizim, yetersizim, başarısızım ya da sabırsızım, öfkemi kontrol edemiyorum, bağımlıyım ya da güvende değilim, savunmasızım, kırılganım ya da yalnızım, hiç kimseyim, istenmiyorum ya da suçluyum, aptalım, çirkinim, deliyim ya da güçsüzüm, bir işe yaramam.

Kendimize böyle olumsuz daha pek çok şey söyleriz. Hatta çoğu zaman bunları bu kadar net söyleyemeyiz, bu nedenle de ciddiyetlerinin farkına varamayız. Temelde "yetersiz" ya da "başarısız" olduğumuza inanıyorsak ayağımıza gelen çok iyi bir iş teklifine "Benim özelliklerim bu iş için uygun değil, yeterli olabileceğimi sanmıyorum" deriz. Mantıklı bir şekilde bakabiliyor olsak teklif edilen işin eğitimimize ve daha önceki mesleki tecrübelerimize birebir uyduğunu görebilirdik. Ama bunun yerine derindeki o "yetersizim" etiketini dinler ve işi geri çeviririz.

Yaptığımız irrasyonel düşünmektir. Kendimize söylediğimiz negatif cümlelerin içi boştur. Hiç bir insan tamamen "başarılı" ya da "başarısız" olamayacağı gibi hiç kimse tamamen "tehlikede" ya da "güvende" olamaz. Anlamamız gereken yaşadığımız süre boyunca hem olumlu hem olumsuz eylemlerde bulunabileceğimiz ve bunların bizi asla ve asla tanımlayamayacağıdır. Siz sadece sizsiniz. Kendinizi etiketlemeyi bıraktığınız zaman iyileşme başlar. İşte psikoterapide benim yapmaya çalıştığım budur.

Bunu gerçekleştirirken önce günlük hayatta karşılaştığınız olaylar karşısında kendinize söylediğiniz ve inandığınız cümlelerle işe başlarız. Yaptığımız şey zihninizde kanıt toplamaktır. Kendinize söyledikleriniz gerçeklerle ne kadar örtüşmektedir, söylediklerinizi çürütebilecek kanıtlar ararız ve emin olun buluruz. Bu noktadan temele inmeye çalışırız. Size bu cümleleri söylettiren hangi etiketlerdir? Bu etiketleri nerede ve nasıl elde etmiştiniz? Bunlar hayatınızı nasıl etkiledi ve sizi hedeflerinizi gerçekleştirmekten nasıl alıkoydu?

Sonra sıra hedefleriniz doğrultusunda adımlar atmaya gelir. Bu noktada genelde işe zihnin dışından başlamayı tercih ederim. Hayatımızda bir şeyleri değiştirmek için değişmiş gibi davranmaktan daha etkilisi yoktur. Yani rol yapmaktan bahsediyorum. Eğer bu çok inanılmaz geliyorsa aynanın karşısına geçip beş dakika kadar sırıtmayı deneyin, kendinizi bir anda daha neşeli hissetmeye başlayacaksınız. Çünkü her ne kadar karmaşık ve anlaşılmaz görünse de beyin kolay kandırılan bir yapıdır. Evde pijamalarımızla gezdiğimizde kendimizi yorgun ve bezgin hissetmemiz işte bundandır.

Bazı durumlarda daha yapılandırılmış reçetelerle yol almayı da tercih edebiliriz. Her gün yapılacak küçük ödevler, düşüncelerinizi ya da davranışlarınızı yazacağınız günlükler kullanabiliriz.

Terapi sırasında yapılan her şey bir sonraki adımımızın ne olacağını gösterir. Bazen bir hedefle başlar sonra beşinci seansta artık bu hedefin uygun olmadığına karar verebilirsiniz. Terapi ancak siz kendinize yola yalnız devam etmeye hazır hissettiğiniz zaman biter. O günü de beraber belirleriz.

0 yorum:

Yorum Gönder